top of page
  • Derya Dinç

Yazmaya nasıl başlamalıyım?

Yazar koçluğu ve editörlüklerini yaptığım pek çok müşterimden en çok duyduğum sorulardan biri her zaman aynıdır: “Yazmaya nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Nereden başlamalıyım?"

İlginç bir hikâye, renkli karakterler ve herkesin okumasını istediğiniz o macera belki de yıllardır aklınızda dönüp duruyor. Fakat bilgisayarınızın başına oturup boş bir metin dosyasını her açtığınızda donup kalıyor ya da yazmaya başlıyor, fakat birkaç sayfa sonra yazdıklarınızdan memnun olmadığınız için bırakıyorsunuz. Merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Yazma yolculuğuna yeni başlayan pek çok yazar sizinle aynı sorunlarla boğuşuyor ve pek çok insan için hayallerindeki kitabı kaleme almak bir hayal olarak kalmaya devam ediyor. Peki, bu sektörde yer alan biz profesyoneller bu işi nasıl yapıyoruz? Bir kitap yazmaya nasıl başlıyoruz? Müşterilerime bu süreci açıklamaya her zaman en bilinen örnekten başlıyorum. En başta belki yazarlıkla olan ilgisini anlamakta zorlanabilirsiniz, fakat sabrederseniz işlerin kolaylaştığını göreceksiniz.

Hepimiz, artık dilimize bile geçmiş olan introvert (içine kapalı insan) ve extrovert (dışa dönük, sosyal insan) tanımlarını biliyoruz. Hatta kendimizin bile hangi gruba ait olduğundan oldukça eminiz. Fakat bu tanımların aslında geniş bir skalada yer aldığını ne sıklıkta düşünüyoruz? Sonuçta, hiçbirimiz %100 introvert ya da %100 extrovert değiliz.



Yazarlığın da ana karakteristik özellikleri olarak ayrıldığı iki farklı grup var: planlı yazarlar ve plansız yazarlar. Fakat tıpkı yukarıdaki introvert ve extrovert skalasında olduğu gibi, hepimiz bu ölçeğin farklı bir noktasında yer alıyoruz. Haydi gelin bu özellikleri biraz tanıyalım.

Planlı Yazarlar

Planlı yazarlardan Buse Hanım ile tanıştınız mı? Kendisinin aklında bir hikâye var. Uzun zamandır da düşünüyor, planlıyor, hayaller kuruyor. Sonunda kararını verdi, hikâyesine inancı tam ve bir kitap yazmaya hazır ve Buse Hanım planlı bir yazar. Yani kitabını yazmaya oturmadan önce bir "outline" oluşturacak.

Bilgisayarının başına geçiyor. Önce tüm karakterleri için tek tek bir profil oluşturuyor. İsimleri, yaşları, göz, saç renkleri, boyları, aksanları, sağlık durumları, kısa bir öz geçmişleri gibi bilgilerden oluşan bir dosya ortaya çıkıyor. Bir karakter kitapta ne kadar ağırlıkta yer alacaksa, karakter dosyası da o kadar uzun ve detaylı oluyor. Hatta onlara birer profil fotoğrafı da koyuyor. Tabii ki tüm bu özelliklere romanda yer vermek zorunda değil, fakat bunlar onun daha gerçekçi ve inanılır karakterler yaratmasına yardımcı oluyor. Yani karakterlerin "altını dolduruyor."

Buse Hanım’ın karakterleri hazır. Şimdi sırada bir zaman çizelgesi hazırlamak var. Kimi zaman bu çizelge olayın başlangıcından çok öncesine kadar uzanabiliyor, fakat neredeyse her zaman olayın bitişiyle sona eriyor. Buse Hanım aklındaki olayları bu zaman çizelgesine yerleştiriyor. Hangi karakter, kiminle ne zaman tanıştı? Ne zaman aşık oldular? Kötü adam ne zaman sahneye çıktı? Ana karakterin hayatı ne zaman tehlikeye girdi? Tüm bu detayları aşağıdaki gibi bir zaman çizelgesine oturtuyor.



Şimdilik her şey harika gidiyor. Buse Hanım’ın yaptığı tüm bu çalışmalar, ona üç perdeli yapı adını verdiğimiz bir plan sunuyor. Yani, Buse Hanım hikâyesinin nerede başladığını, nereye gittiğini ve nerede sona ereceğini artık biliyor. Şimdi bu planlardan yola çıkarak aklındaki hikâyeyi bölümlere ayırması çok kolay. Kitabını yazarken her biri sayfalarca sürecek olan bölümlerin kısa, bir paragraflık özetlerini çıkarıyor. Haydi bu özetlerden birine göz atalım.

Bölüm 4

Artık Hikmet’in Sevda’nın ailesiyle tanışma zamanı geldi. İki aydır konuşuyorlar. Burada karakterlerim gergin ve endişeliler çünkü ailelerinin ne tepki vereceğini bilemiyorlar. Aynı zamanda da heyecanlılar çünkü bu ilişkilerinde yeni bir adım. Her zaman buluştukları kafede bir Pazar sabahı erkenden buluşuyorlar ve kahvaltı eşliğinde plan yapıyorlar. Fakat o sırada Ali de gölgelerden onları izliyor. Sevda’yı Hikmet’e kaptırmamaya kararlı görünüyor. Sevda onu reddedip Ali’yi seçtiği için zaten öfkeli ve kırgın. Kötü bir plan yapıyor.

Buse Hanım tüm kitabını bu şekilde bölüm bölüm planlıyor. Bunu yaparken de daha önce oluşturduğu karakter profillerinden ve zaman çizelgesinden yararlanıyor. Şimdi kitabının kaba bir taslağına sahip ve ilerlemesi çok daha kolay. Fakat bir şeyler eksik gibi görünüyor, değil mi?

Planlama daha sona ermedi: Buse Hanım şimdi de yazdığı bölüm planlarından yola çıkarak kitabının geçeceği mekânları listeliyor. Hikmet ile kavga ettikten sonra Sevda’nın ağladığı yatak odası, Hikmet’in Sevda’nın kazasını haber aldığı iş yeri, buluştukları kafe… Bu mekânları yansıtan görseller buluyor. Hızlı bir internet araştırması, ChatGPT 4.0 gibi bir yapay zekâ ya da Canva gibi ücretsiz platformlardan yararlanıyor. Hatta dışarı çıkıp en sevdiği kafenin fotoğraflarını bile çekiyor.



Buse Hanım’ın planı hazır. Belki de karakterlerinin ve mekânlarının görsellerini çıktı alıp panosuna ya da duvarına asıyor. Bunlar, yazım sürecinde ona çok yardımcı olacak. Artık karakterlerini kendisi kadar iyi tanıyor, onların izleyeceği yolları biliyor. Tüm bu planlama sayesinde artık boş bir metin dosyasını açtığında karşısındaki boş sayfa ya da göz kırpan imleç onu korkutmuyor. Elinde zaten bir plan var; bölüm bir için yazdığı özeti, burada geçecek karakterlerin profillerini ve mekân tanıtımlarını okuyor ve yazmaya başlıyor.

Buse Hanım hazırladığı planı takip ederek kitabını yazıyor. Karakterleri ve mekânları tutarlı. Yani kitabındaki ana karakter Sevda bir gün sarışın, ertesi gün esmer olmuyor. Hikmet’in arabası kitabın başında beyazken kitabın sonunda siyah olmuyor. Belki planlama sürecine çok zaman ve emek harcadı, (kimse yazmanın kolay olduğunu söylemedi) fakat buna değdi. Böylece birinci taslağı yazması sona erdiğinde, Buse Hanım’ın elinde çok tutarlı bir metin oldu.

Peki, ya Buse Hanım’ın hikâyesinin bir sonu olmasaydı? Evet, yıllardır bu karakterler ve hikâye üzerine düşünüyordu, fakat kitabı planlarken aslında hikâyesine güzel bir son bulamayacağını fark etti. Bu çok beklendik, çok bilinen bir hikâye ve Buse Hanım ne kadar düşünürse düşünsün, bir türlü hikâyesini özgün ve ilginç kılacak bir son bulamadı. Fakat henüz yazmaya geçmemişti, yani sadece planlama için kaybettiği süreyle kaldı. Şimdi daha ilginç bir hikâye üzerinde çalışmaya başlayabilir ve zamanını daha iyi bir şekilde kullanabilir.

Planlama süreçleri (outlining) sadece romanınızı yazmanıza yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda daha önce hiç düşünmediğiniz noktaları da gözler önüne serer. Bu sayede aylar, belki de yıllar sürebilecek olan romanınızı yazma süreçlerine başlamadan önce buna değip değmeyeceğini bilirsiniz. Hiç kimse 300 sayfa yazdıktan sonra “Bu işe yaramıyor,” diyerek tüm emeklerini çöpe atmak istemez. Yani planlama süreci size bir yol haritası sunmakla kalmaz, aynı zamanda fikrinizin gerçekten yazmaya değip değmediğini de görmenizi sağlar. J. K. Rowling’den William Faulkner’a kadar pek çok ünlü yazar, yazıma geçmeden önce hikâyeleri için bir planlama çalışması yaparlar. Her tür için olduğu gibi, her yazar için de planlama süreci farklılıklar gösterir. J. K. Rowling’in Harry Potter kitabı için yaptığı planlama çalışmasının bir parçasını aşağıda görebilirsiniz.



Plansız Yazarlar

Buse Hanım planı üzerinde çalışırken, Osman Bey bilgisayarının başına oturdu, bir metin dosyası açtı ve çoktan yazmaya başladı bile. Zihni, yıllardır aklında dönüp duran fikirlerle tıka basa dolu ve bunları biran önce yazmak için sabredemiyor. Böylece hemen yazım aşamasına başlıyor.

Osman Bey belki de birkaç sayfa sonra “Bu işe yaramıyor,” diyerek yazmayı bırakacak çünkü aklındaki fikirler tükenecek ya da yazdıkça olayların, karakterlerin ve diğer detayların arasında kaybolacak. Belki de Buse Hanım gibi aklındaki hikâyenin yazmaya değmediğini fark edecek. Tıpkı Buse Hanım gibi, kaybettiği sadece kısa bir süre olacak.

Fakat bizim senaryomuzda Osman Bey tüm bu sorunların üstesinden geliyor. Gerçekten de güzel bir fikri var ve hiç durmaksızın aylarca yazarak ilk taslağını bitiriyor. Harika! İlk kitabını yazdı! Şimdi elinde bir metin var. Sırada onu okumak var. Fakat o da ne? Kitabın ortasında karakterlerden birinin adı değişmiş, üstelik ana karakter kitabın başında yeşil gözlüydü, fakat kitabın sonunda kahverengi gözlü olmuş. Üstelik savaşın geçtiği topraklar çöldü, fakat bir sayfada savaş alanındaki çimlerin kanla sulandığından bahsetmiş. Yani her şey biraz dağınık olmuş. Şimdi Osman Bey ilk taslağının üzerinden sayfa sayfa geçmeli, tüm bu hataları düzeltmeli ve ikinci, gerekirse belki de üçüncü taslağını yazmalı.

Karakter derinlikleri ve inanılmaz yaratıcılığıyla bilinen korku kitaplarının kralı Stephen King, plansız yazarlara verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Hatta kendisi “outline” denilen planlama süreçlerini sevmemesi ile tanınır. Karakterleri yazarken keşfetmeyi ve onların kendi yollarında ilerlemelerine izin vermeyi tercih eder.

Bu noktada, makalenin başındaki introvert/extrovert örneğini hatırlamamızda yarar var. Burada yer alan Buse Hanım ve Osman Bey, skalanın en uç noktasındaki karakteristik özellikleri temsil eden kurgusal isimler. Hepimiz planlı/plansız yazar skalasının farklı bir noktasında yer alıyoruz. Belki bir zaman çizelgesi oluşturup doğrudan yazmaya başlayacaksınız ya da post-itler halinde notlar almanız planlama süreciniz için yeterli olacak. Belki de aklınızdaki haritanın çıktısını alıp bunun üzerine bir hikâye kuracaksınız ya da hikâyenizi yazım aşamasının bir noktasında ihtiyaç duyduğunuz notları çıkaracaksınız.

Yazmaya başlamakta sorun yaşıyorsanız, bu skalanın neresinde olduğunu keşfetmek için biraz zaman ayırmak iyi bir başlangıç noktası olabilir. Yapılacaklar ya da alışveriş listesi tutuyor musunuz? Aklınıza gelen fikirleri not almak için sağda solda ufak not defterleriniz ya da telefonda kullandığınız not tutma uygulamalarınız var mı? Bir kitap okurken altını çizmeyi, post-it yapıştırarak beğendiğiniz noktaları işaretlemeyi seviyor musunuz? O zaman planlı bir yazar olabilirsiniz.

Belki de “Markete gittiğimde görünce hatırlarım zaten,” diyorsunuzdur ya da aklınıza gelen bir fikir, eğer hatırlanmaya değecek kadar mükemmelse onu zaten unutmayacağınızı düşünüyor olabilirsiniz. O zaman plansız yazar tipine daha yakın olabilirsiniz.

Hangi tür yazar olursanız olun, denemekten vazgeçmeyin. Belki üzerinde çalıştığınız ilk ya da ikinci hikâye bir sonuca ulaşmayacak. Fakat denemekten vazgeçmezseniz, sonunda başarıya ulaşmamanız için hiçbir neden yok. Stephen King'in yıllarca yayınevleri tarafından reddedildiğini ve aldığı ret mektuplarını duvara çivilediğini unutmayın. Onun bile birden fazla çiviye ihtiyacı olmuştu!

169 görüntüleme

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Commenting has been turned off.
bottom of page